Netanyahu ile Eisenkot’u engelleyen nedir? Büyük engel! Aynı hükümette derin çatlaklar

İsrail’de yaklaşık 8 milyon seçmenin katıldığı ve dünya genelinde dikkatle izlenen seçimler, siyasi belirsizliği sona erdirmedi. Sandıkların büyük bir kısmı sayıldığında, Başbakan Netanyahu’nun liderliğindeki blok 53 milletvekili kazanırken, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot’un önderlik ettiği muhalefet ise 48 milletvekilliğinde kaldı.

Koltuk sayılarının bu kadar yakın olması, Netanyahu’nun ‘kalesinde’ pek çok şeyin değiştiğini gösteriyor. Ayrıca İsrail vatandaşı Filistinli Arapların partileri de 19 sandalye kazandı.

NETANYAHU’DAN ARAP PARTİLERİNE “SEÇİMLERİ ÇALDILAR” SUÇLAMASI

Netanyahu, seçimlerde Arap partilerini usulsüzlükle suçlayarak sonuçlara itiraz etmeye hazırlanıyor. İlk sayımlara göre Likud liderliğindeki blok, 120 sandalyeli Knesset’te 53 sandalye elde ederken çoğunluğu yakalayamadı.

Arap partileri, yüksek katılımla tarihi bir başarı elde ederek 19 sandalye kazandı. Likud, iddialarını destekleyen delilleri polise, iç istihbarat teşkilatı Shin Bet’e ve seçim komitesine sunacağını ifade etse de henüz somut bir kanıt paylaşmadı.

Seçim sonuçları, Netanyahu’nun iktidarda kalma olasılığını belirsizleştirirken muhalefeti de kritik bir tercih ile karşı karşıya bıraktı.

SİYASİ ÇIKMAZDA GÖZLER ŞİMDİ UZLAŞMADA

120 sandalyeli İsrail Meclisi’nde hükümet kurabilmek için 61 milletvekilinin desteği gerekmekte; hiçbir bloğun bu çoğunluğa ulaşamaması yeni bir siyasi pazarlık döneminin kapısını açmış durumda. Filistinli Arap partileriyle iş birliğine mesafeli yaklaşan iki siyasi kanadın önündeki seçenekler arasında farklı ortaklarla hükümet kurmak, ulusal mutabakat formülünü değerlendirmek veya yeniden seçime gitmek bulunuyor.

Bu durumda en dikkat çekici ihtimallerden biri, uzun süredir birbirine rakip olan Netanyahu ile Eisenkot’un aynı hükümet altında buluşmasıdır. Bununla birlikte böyle bir ortaklık yalnızca başbakanlık koltuğunun paylaşımını içermeyecek. Güvenlik politikalarından devlet kurumlarının işleyişine, ABD ile ilişkilerden toplumsal kutuplaşmaya kadar birçok konu, olası hükümetin sınırlarını belirleyecek.


NETANYAHU VE EİSENKOT AYNI HÜKÜMETTE BULUŞABİLİR Mİ?

İsrail siyasetinde ulusal mutabakat hükümeti formülü, Meclis’teki aritmetik çıkmazı aşabilecek seçeneklerden biri olarak öne çıkıyor. İki liderin uzlaşması durumunda başbakanlığın dönüşümlü olarak yürütülmesi de olası modeller arasında değerlendiriliyor.

Netanyahu’nun görevi ilk aşamada kendisinin üstlenmesi koşuluyla böyle bir formüle sıcak bakabileceği ve aşırı sağcı ortakları Itamar Ben-Gvir ve Bezalel Smotrich’ten vazgeçme ihtimalinin gündeme geldiği belirtiliyor.

Cumhurbaşkanı Herzog’un ülkenin yeniden seçime gitmesini önleyecek bir uzlaşmayı desteklediği ve ABD Başkanı Donald Trump’ın da ulusal mutabakat hükümetinden yana olduğu aktarılıyor. Ancak bu formülün hayata geçirilebilmesi için iki liderin yalnızca hükümet yapısı üzerinde değil; öncelikler ve karar alma mekanizmaları konusunda da uzlaşmaları gerekecek.

Netanyahu açısından böyle bir ortaklık, siyasi hareket alanını koruyarak hükümet kurma krizini aşmanın bir yolu olabilir. Eisenkot bakımından ise yönetimde söz sahibi olmak; Netanyahu döneminde eleştirdiği güvenlik ve yönetim anlayışında değişiklik yapabilmek için bir fırsat anlamına gelebilir.

Lakin iki liderin aynı hükümette yer alması aralarındaki görüş ayrılıklarının ortadan kalkacağı anlamına gelmiyor.

AYNI HEDEFLER, FARKLI YÖNTEMLER

Diplomatik İlişkiler ve Politik Araştırmalar Merkezi (DİPAM) Başkanı Dr. Tolga Sakman, Netanyahu ile Eisenkot arasındaki ayrımın İsrail’in bölgesel hedeflerinden ziyade bu hedeflere ulaşmak için tercih ettikleri yöntemlerde ortaya çıktığını ifade etti. Eisenkot’un askerî geçmişinin devlet kurumlarıyla ilişkisine ve yönetim anlayışına doğrudan yansıdığını belirten Sakman; eski Genelkurmay Başkanının daha hiyerarşik, düzenli ve kurumsal bir yönetim anlayışını benimsediğini söyledi.

Sakman iki isim arasındaki farkı şöyle değerlendirdi:

“Eisenkot; askerî geçmişi nedeniyle devlet algısı ve kurumlarla ilişkileri daha hiyerarşik ve düzenli şekilde ilerleyen bir siyasetçi. Özellikle Netanyahu’nun kurumları birbirine tezat oluşturarak kendisine alan açtığı siyasi ortamdan uzak; daha net bir bakış açısı sunmaya çalışıyor ve kurumların sorumluluk almasını savunuyor.”

Bunun yanı sıra Sakman; Eisenkot’un yönetim anlayışındaki farklılığın İsrail’in devlet politikasında köklü bir değişim yaşanacağı anlamına gelmediğine dikkat çekti:

“Bu durum; İsrail devlet politikasının değişeceği veya buna alternatif oluşturacağı anlamına gelmiyor. İki siyasetçi; bölge politikalarında aşağı yukarı benzer noktalarda dururken hedeflere ulaşmak için kullanacakları yollar konusunda ayrışıyor.” diyen Sakman’a göre olası ortak hükümette temel tartışma; İsrail’in güvenlik hedeflerinden vazgeçilmesinden ziyade bu hedeflerin nasıl uygulanacağı üzerinde yoğunlaşabilir.

Bu değerlendirme; Netanyahu ile Eisenkot arasında kurulabilecek ortaklığın sınırlarını da ortaya koyuyor. Eisenkot’un kurumsal işleyişe; hesap verebilirlik ve karar alma süreçlerinde değişiklik talep etmesi mümkün olsa da bunun Filistin, İran ya da Lübnan politikalarında otomatik olarak yumuşama yaratacağı söylenemez.

7 EKİM SORUŞTURMASI OLASI ORTAKLIĞIN EN ZOR BAŞLIKLARINDAN BİRİ

Eisenkot’un Netanyahu yönetimine yönelik eleştirilerinin merkezinde; 7 Ekim 2023’te Hamas öncülüğünde gerçekleştirilen saldırılara giden süreçte yaşanan güvenlik zafiyetleri yer alıyor.

Eisenkot; Netanyahu’nun saldırılar öncesindeki güvenlik ve yönetim hatalarının siyasi sorumluluğunu üstlenmediğini savunuyor. Eski Genelkurmay Başkanı; liderliğin temel ölçütünün başarıları ekiplerle paylaşmak; başarısızlık durumunda ise sorumluluğu üstlenmek olduğunu vurguluyor. Bu çerçevede seçimi sorumluluk almak ile sorumluluktan kaçmak arasındaki bir tercih olarak tanımlıyor.

Ayrıca seçimi kazandığında 7 Ekim saldırılarına giden süreci araştırmak üzere bağımsız devlet soruşturma komisyonu kurulması yönünde çağrıda bulunan Eisenkot; incelemenin kendi genelkurmay başkanlığı dönemindeki kararları da kapsaması gerektiğini belirtmişti.

Dr. Tolga Sakman’a göre bu talep Eisenkot’un siyasi yaklaşımında öne çıkan temel değişim konularından biridir. Sakman; soruşturmanın yalnızca geçmişteki güvenlik açıklarının tespit edilmesiyle sınırlı olmadığını aksine İsrail ordusunun ve devlet kurumlarının yeniden yapılandırılması açısından da önem taşıdığını ifade etti.

“Netanyahu’nun sürekli kaçındığı bu soruşturma; Eisenkot için hem İsrail ordusunu hem de devleti yeniden şekillendirme aracı olarak görülüyor çünkü Netanyahu döneminde kurumsal kapasitenin azaldığını söylüyor.” Bu nedenle toplumsal mutabakat arayışı içinde olduğunu görüyoruz yani daha şeffaf olma sözü veriyor”, diyen Sakman hesap verebilirlik söyleminin hem İsrail toplumuna hem de yurt dışındaki İsrail yanlısı çevrelere hitap ettiğini belirtti.

Bundan dolayı ulusal mutabakat hükümeti kurulursa soruşturma komisyonu iki lider arasındaki en kritik anlaşmazlık alanlarından biri haline gelebilir. Eisenkot’un bağımsız soruşturma talebi ile Netanyahu’nun siyasi sorumluluk konusundaki yaklaşımı arasında uzlaşma sağlanamaması ortaklığın işleyişini doğrudan etkileyebilir.

PEKİ EISENKOT’UN YÖNETIM ANLAYIŞI TAM OLARAK NE GETİRİYOR? YAKINDAN BAKALIM…

66 yaşındaki Eisenkot ; siyasi söylemini büyük ölçüde güvenlik , liderlik ve kurumsal sorumluluk kavramları üzerine inşa ediyor . Netanyahu yönetiminin İsrail’i uzun süreli savaşlara sürüklediğini , uluslararası itibarını zedelediğini ve özellikle ABD’deki desteğini azalttığını ileri süren Eisenkot ; ülkedeki siyasi kutuplaşmanın derinleştiğine de vurgu yapıyor .

Uzunca yıllar İsrail ordusunda görev alan Eisenkot ; disiplin , stratejik planlama temelli yaklaşımıyla tanınıyor . Askerî kariyerinde Filistinlilere yönelik operasyonlarda rol oynayan Eisenkot ; ayrıca Filistinlilere karşı toplu cezalandırmalara karşı çıkmasıyla bilinirken , siyasi müzakerelerin önemini vurgulamasıyla da gündeme geldi .

Diğer taraftan Hizbullah’a karşı sert caydırıcılık anlayışını savundu . 2008 yılında gündeme gelen “Dahiye Doktrini” olarak bilinen yaklaşım ; İsrail’in karşı taraf üzerinde caydırıcılık sağlamak amacıyla ağır askerî güç kullanmasını öngörüyordu .

Bu geçmiş ise ; Eisenkot’un güvenlik politikalarında daha ılımlı veya taviz odaklı çizgiyi temsil ettiği yorumlarına ihtiyatla yaklaşılmasını gerektiriyor . Eisenkot’un Netanyahu’dan ayrıldığı nokta ; güvenlik hedeflerinin kendisinden çok , bu hedefler doğrultusunda izlenecek strateji , kurumsal koordinasyon ve siyasi sorumluluk anlayışı olabilir .

ABD İLE İLİŞKILERDE DE YÖNTEM DEĞIŞIKLIGI GÜNDEME GELEBILIR

Eisenkot’un kurumsal reform yaklaşımının ABD ile ilişkilere de yansıması beklenebilir . Dr . Tolga Sakman ; eski Genelkurmay Başkanının , Netanyahu döneminde şekillenen ilişki biçimi yerine geleneksel devletler arası mekanizmaları güçlendirmeye çalışabileceğini kaydetti .

Sakman ;Eisenkot’un yaklaşımını şu ifadelerle açıkladı :

“Amerika ile ilişkilerde ; Netanyahu’nun oluşturduğu düzlemde değil , ondan önce var olan devletler arası ilişkiler bağlamında yeniden kurumsallaşmaya çalışacak . Böylece Amerika içerisinde lobilerin daha etkin olabileceği , Amerika’nın da Israel ile ilişkilerde yeniden çift taraflı fayda ilkesine döneceği algısı mevcut.”

Bu yaklaşım ; Israil’in Washington ile ilişkilerinde hedef değişikliğinden çok diplomatik ve kurumsal koordinasyonun güçlendirilmesi anlamına gelebilir . Ancak olası ulusal mutabakat hükümetinin ABD politikalarına ne ölçüde yansıyacağı sadece eisen kot ’ un tercihleriyle değil ; koalisyon yapısıyla Washington yönetiminin tutumuyla da bağlantılı olacaktır .

ERKEN SEÇIM NETANYAHU’NUN IŚINE YARAR MI ?

Ulusal mutabakat hükümeti kurulamazsa Israil’in tekrar seçime gitmesi de seçenekler arasında bulunmaktadır . Fakat erken seçim mevcut siyasi belirsizliği çözmek yerine yeni mücadele döneminin başlamasına yol açabilir .

Yeni hükûmet kurulana dek görevini sürdürecek olan Netanyahu ; seçim sürecinde istikrar mesajını ön plana çıkarabilir . Bu durum seçimlerin yeninden yapılmasını avantajlı gören grupların görüşleri arasında yer almakta.

Ayrıca seçim sürecinin uzaması ; güvenlik politikalarının iç siyasetteki etkisini artırabilir . Israil’in İran , Gazze , işgal altındaki Batı Şeria , Suriye ve Lübnan’a yönelik muhtemel askeri adımlarının iç siyasette nasıl ele alınacağı önemli hale gelebilir.

Ortak Liste milletvekili Ofer Cassif’de erken seçim olasılığı hakkında yaptığı değerlendirmede < strong >“ Yeniden seçime gitmek Netanyahuu’ya hediye olur . Top artık değişim bloğunda ” ifadesini kullandı.

Bu yaklaşım muhalef